AKP SÖZCÜSÜ ÇELİK: “ULUSLARARASI TERÖRLE MÜCADELE KOALİSYONUNUN PARÇASI OLMA ANLAMINDA İHTİYAÇ DUYULAN BİR MADDE”

AKP Sözcüsü Ömer Çelik, Suriye – Irak tezkeresindeki yabancı asker düzenlemesi ile ilgili olarak; “DEAŞ’la mücadele açısından uluslararası bir koalisyonun parçasıyız. İskenderun Limanı’nın, İncirlik Üssü’nün kullanılması gibi, yine Türkiye Cumhuriyeti’nin onay vereceği kapsam, sınır ve süre içerisinde bu iş birlikleri yapılabiliyor. Bu madde Türkiye’nin uluslararası terörle mücadele koalisyonunun bir parçası olması anlamında ihtiyaç duyulan bir maddedir” dedi.

AKP Sözcüsü Ömer Çelik, AKP MYK toplantısının ardından basın toplantısı yaptı. Ömer Çelik, özetle şunları söyledi:

“DÜNYADA BİR TEK TBMM, BİR SAVAŞA KOMUTANLIK ETMİŞTİR: Cumhuriyet’i kuran ruhun bugün aynı kararlılıkla yaşadığı ve geleceğe aynı azimle aktarılacağını ifade etmek isterim. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sözündeki irade, tarihsel birikim ve geleceğe dönük olarak en zor şatlarda bile devam etme iradesi her zaman, hepimiz için yol göstericidir. TBMM, 2 kere gazi olmuştur. Dünyadaki bütün meclisler bir savaşın sonunda kurulmuşken, dünyada bir tek TBMM bir savaşa komutanlık etmiştir. Nasıl o gün o irade, milletvekilleri hiçbir şekilde meclisi terk etmediyse aynısı 15 Temmuz’da da görülmüştür.

SADECE GÜVENLİK VE YASA MESELESİ DEĞİL: Şebnem Şirin hunharca katledildi. Kadın cinayetleri maalesef hepimizi sarsmaya, kahretmeye devam ediyor. Bu canilerin içinde bulundukları kültürel ortam, onları teşvik eden çeşitli kodlar, bütün bunlar; eğitimden çeşitli sivil toplum çalışmalarına kadar birçok alanda güçlü bir mücadele verilmesi gerektiğini bir kez daha gösteriyor. Kadına şiddetin insanlığa şiddet olduğunun anlatılması, bunun yeni nesillerde bir bilince dönüşmesi, çok boyutlu ve birlikte ortaya koyulacak bir iradeyi gerektiriyor. Hem caydırıcılık konusunda yasal düzenlemeler getirdik hem de takip konusunda bütün bunları önlemeye yönelik yüksek bir gayret var. Bu sadece güvenlik ve yasa meselesi değil. Kullandığımız haber dilinden, dizilerde teşvik edilen rol modellerine, birtakım kültürel kodlara kadar çok geniş bir çerçevede ele alınması gereken bir mesele. Bu konuda parti olarak yeni çalışmalar yapmaya devam edeceğiz. Şebnem Şirin’e Allah’tan rahmet diliyorum.

SINIRLARIMIZIN YAKININDA TERÖR DEVLETÇİĞİNE GÖZ YUMMAYACAĞIMIZ GÖSTERİLMİŞTİR: Terörle mücadele güçlü şekilde sürüyor. En son, Irak ve Suriye’deki askeri varlığımız için bir tezkere getirildi Meclis’e. Maalesef burada ‘hayır’ oyu veren partilerin gerekçelerinin mantıksızlığı, dayanıksızlığı ve milli güvenlik hassasiyetinden yoksunluğuyla karşı karşıya kaldık. Bu tezkerelerle birlikte yapılan operasyonlar söz konusu olmasaydı bugün Türkiye’nin Suriye ve Irak sınırlarında terör devletçikleri kurulmuş olacaktı. Bu fiili oluşumlar kurulma safhasına gelmişken TSK oraları darmadağın etmiştir. Sınırlarımızın yakınında herhangi bir terör devletçiğine göz yummayacağımız kararlı şekilde gösterilmiştir.

HERKESİN DESTEK VERMESİ GEREKİRDİ: DEAŞ’la karadan mücadele eden ve en çok zayiatı vermiş ülkeyiz. Geçmişte, ‘PYD/PKK Türkiye’ye niye saldırsın ki’ diyenler bugün tezkereye ‘hayır’ oyu vermiştir. Türkiye’nin sınır güvenliği açısından 20-30 kilometre Irak ve Suriye sınırında oluşturulan derinliğin ne kadar hayati olduğu bu süreçte bir kez daha görülmüştür. Burada ortaya koyulan iradeye Türkiye’nin milli güvenliği konusunda hassasiyeti olan herkesin destek vermesi gerekirdi. Ortaya çıkan bu tablo CHP’nin tarihi açısından da bir kırılmadır. Geçmiş dönemlerde ortaya koydukları analizler dikkate alınmaya değerdi ama şimdi CHP kendi tarihindeki bu pozitif duruşu terk etmiş görünüyor.Türkiye’nin terörle mücadelesini ‘savaş’ olarak nitelendiren partiyle, CHP aynı hizaya gelmiştir. Teröre destek verenler, PKK’yı terör örgütü saymayanlar, CHP’ye mesaj göndererek ‘bu tezkereye hayır oyu verin’ dedikten sonra CHP hayır oyu vermiştir. Anlaşamadığımız pek çok nokta olsa da CHP geçmişte; Türkiye’nin milli, sınır güvenliği konusunda çok yüksek hassasiyet gösterirdi.

ANKET YAPILSA VATANDAŞLARIMIZ YÜZDE YÜZ BUNU REDDEDECEKTİR: Tezkere hayır vermekten oy bekliyorlarsa birileri, hiçbir vatandaşımızın buna yöneleceğini düşünmüyorum. CHP’nin yönetiminin ortaya koyduğu bu yanlış yaklaşıma karşı CHP tabanının da olumlu yaklaşacağını düşünmüyorum. CHP tabanındaki kardeşlerimiz Türkiye’nin milli güvenliği konusunda son derece hassastırlar. Bugün CHP’nin bu tavrının doğru olup olmadığıyla ilgili bir anket yapılsa vatandaşlarımız yüzde yüz bunu reddedecektir.

İHTİYAÇ DUYULAN BİR MADDE: İki eleştiri getirdiler; biri süreyle, diğeri yabancı silahlı kuvvetlerle ilgili. Bundan önce ‘evet’ verdikleri tezkerede vardı, ‘yabancı kuvvetler’ maddesi. Biz DEAŞ’la mücadele açısından uluslararası bir koalisyonun parçasıyız. İskenderun Limanı’nın, İncirlik Üssü’nün kullanılması gibi, yine Türkiye Cumhuriyeti’nin onay vereceği kapsam, sınır ve süre içerisinde bu iş birlikleri yapılabiliyor. Bu madde Türkiye’nin uluslararası terörle mücadele koalisyonunun bir parçası olması anlamında ihtiyaç duyulan bir maddedir. Ya daha önce evet derken tezkereleri okumadılar ya da ‘bilinmeyen’ ama herkesin bildiği birtakım ittifak ilişkileri çerçevesinde tutum değiştirdiler. CHP içerisinde o maddenin ne manaya geleceğini bilen, eski diplomat olan kişiler de var. Bu bilinmesine rağmen başka ilişkiler çerçevesinde hayır demeye karar vermişler, sonra da bahane üretmek için o maddeye sığınıyorlar. CHP’nin bu tavrını takdir eden siyasetçilere bakın, bunlar sadece ‘PKK terör örgütü değildir’ diyen, PKK’ya siyasi destek veren kişi ve kesimlerden oluşuyor.”

BÜYÜKELÇİLERİN DİPLOMATLIĞINA UYGUN BİR İŞ DEĞİLDİR: Büyükelçiler Viyana Sözleşmesi’nin 41. maddesine göre davranmak durumundalar. Hiçbir şekilde bu üslubu kabul etmeyeceğimizi ifade etmiştik. Biz Türkiye’de büyükelçileri kendi ülkeleriyle ilişkilerin iyi olması için çok değerli misafirler olarak görüyoruz. Ülkeler arasında birbirlerini eleştiren, politikasını kritik eden çeşitli dönemler yoğunlaşabiliyor. Bu dönemlerde bile, bir ülkenin buradaki büyükelçisi diplomatik başarısını ortaya koyarak ilişkilerin hasar almadan bir kapasite ortaya koyduğunda hem diplomatik görevini, hem ülkesinin doğru temsilini, hem de ülkemizin kendi ülkesine doğru anlatılmasını sağlıyor. Ama bu son olay büyükelçilerin diplomatlığına uygun bir iş değildir.

O ZAMAN 23. VE 24. FASILLARI AÇMALILAR: Yargı ve temel haklar konusunda AB’nin eleştirileri nerede konuşulacaktır? Yapılacak şey, yargı ve temel haklar, adalet, özgürlük ve güvenlik konularını içeren 23. ve 24. fasılların açılmasıdır. AB bir yandan eleştiri getiriyor bir yandan da bu fasılları açmıyor. Fasıl açmak için bir ön şart olmaz. Müzakereye yanaşmıyorsunuz. Yaptığınız şey bir değerlendirme, analiz olmuyor; sadece bu konuları Türkiye’ye karşı bir koz gibi kullandığınız ortaya çıkıyor. AB yetkilileri Türkiye’de yargı ve temel haklar konularını gerçekten konuşmak istiyorlarsa o zaman 23. ve 24. fasılları açmalılar. Türkiye tarafı sizi tatmin edecek bir perspektif ortaya koymazsa o zaman faslı kapatmazsınız, müzakereler bir sonuca varmamış olur. 18 Mart Mutabakatı’nın tüm boyutlarıyla uygulanması gerekirken buna uymuyorlar. O mutabakatın içinde olan fasılların açılması, üst düzey temaslar, gümrük birliğinin güncellenmesi gibi konularının hiçbirini gündeme almıyor, sadece göç meselesini gündeme alıyor. AB’nin attığı imzaya sadık kalmadığının göstergesidir bu. Göç meselesinde Türkiye’nin insani tavrı onların sınır güvenlikleri açısından işe yaradıkları için bunu takdir ediyorlar ama diğer maddeleri gündeme almıyorlar. Bu siyasi ikiyüzlülükten başka bir şey değil. AB Kıbrıs Türklerini sistematik olarak görmezden gelen yaklaşımını sürdürüyor. Kısıtlayıcı mekanizmaları siz üretiyorsunuz, ondan sonra da uyumun azaldığını söylüyorsunuz. Doğru tavır oturup müzakere etmektir. Türk tarafı performans gösterir, istenen sonuçlara ulaşırsa o zaman ne yapacağız gibi bir endişeyle fasıl açmıyorlar.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir