Kavuncu’dan iktidara rest: “Yüreğiniz yetiyorsa pazara gidin”
İYİ Parti Sözcüsü, Parlamento İle İlişkiler Başkanı ve İstanbul Milletvekili Buğra Kavuncu, partisinin İstanbul İl Başkanlığı'nda gündeme dair basın açıklaması yaptı.
İYİ Parti Sözcüsü, Parlamento İle İlişkiler Başkanı ve İstanbul Milletvekili Buğra Kavuncu, farklı senaryoların tartışılmasına gerek kalmadan “erken seçim” istediklerini söyledi. Gerçekleştirdiği pazaryeri ziyaretinde yaşadıklarını anlatarak ekonomi üzerinden yüklendiği iktidara seslenen Kavuncu, “Emekliler konuşurken gözyaşlarını tutamıyor. Samimi bir çağrıda bulunuyorum. Gelin halk pazarına birlikte gidelim. Yüreğiniz yetiyorsa tek başınıza gidin” şeklinde konuştu
Türkiye’nin bir süredir ara seçim tartışmasıyla meşgul olduğunu söyleyen Kavuncu, “İYİ Parti olarak öncelikle şunu ifade edelim. Biz Türkiye’nin çok acil bir seçime ihtiyacı olduğunu ve bu seçimin de doğrudan bir erken seçim olması gerektiğini düşünüyoruz. Erken seçim süreci olursa da İYİ Parti olarak bunun destekçisi olacağımızı daha önce beyan ettik. Sandık milletimizin önüne getirilmeli ve milletimiz kararını vermeli. Peki, neden erken seçim diyoruz? Çünkü Türkiye’de artık bir yönetim zafiyeti ve krizi söz konusudur” dedi.
“Terör örgütü elebaşının baş müzakereci olarak konumlandırılması kabul edilemez”
DEM Partili Pervin Buldan’ın, “Terörsüz Türkiye” adıyla yürütülen süreç kapsamında terör örgütü PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan’ın “baş müzakereci” olması yönünde bir çağrı yaptığına işaret eden Kavuncu, “Açıklamanın içeriğinde başka konular da var. Sayın Buldan, Sayın Bahçeli ve Sayın Erdoğan’a toplumun beklentisi olan bazı isimlere ilişkin yargı süreçleri ve serbest bırakılmaları ile alakalı taleplerini ettiğini ama cevap alamadığını söylüyor. Bu aslında yargının siyaset için nasıl kullanıldığının ve yargının tarafsızlığının nasıl kaybettiğinin bir göstergesi. Hukuk olan bir ülkedeysek, hukukun üstünlüğünün olduğu bir ülkedeysek yargıyla alakalı konular neden bu iki isme soruluyor? Anayasa Mahkemesi kararları nettir. Bu konuda Cumhurbaşkanı’nın, yürütmenin başı olan AK Parti Genel Başkanı’nın, ya da Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı’nın ne söylemesini bekliyorsunuz? Kafa aynı kafa. Bu soruyu soranın da hukuk ve hukuk anlayışıyla ilgili ciddi sıkıntıları var. Kimler kimlerden medet umuyor? Burası krallıkla yönetilen bir ülke değil. Hukukla ilgili bir konu, bir kişinin iki dudağının arasına sıkıştırılamaz. Bir terör örgütünün ele başının baş müzakereci olarak konumlandırılmasını talep etmek de Türk milletine yapılabilecek en büyük hakarettir.” ifadelerini kullandı.
“Kurumlar iktidar yandaşlarına peşkeş çekiliyor”
Türkiye’de birçok kurumun usulsüzlüğe ve yolsuzluğa battığını savunan Kavuncu, “Maalesef siyaset ve mafya bağlantılarıyla her kurumda çürüme, liyakatsiz açık açığa çıkmıştır. Parti devleti anlayışı doğrultusunda; bakanlar artık iktidar bloğunun görevlisi, bürokratlar da iktidar partisinin temsilcileri gibi davranmaktadır. Ayyuka çıkmış olan bu sıkıntılarla ilgili maalesef hiçbir soruşturma yapılmamaktadır. Herhangi bir muhalefet partisinin, herhangi bir konuda en ufak bir şüpheye yer veren durumu olduğunda şafak operasyonlarının yapıldığını ama iktidarla alakalı ilintili ne bir belediyenin ne de bir bakanlığın hiçbir soruşturmaya tabi tutulmadığını görüyoruz. Yargının bağımsızlığını kaybetmiş olmasının bir delili de maalesef bu görüntüdür. Kurumlar, bakan ve milletvekili yakınlarıyla dolmuştur. Türk Hava Yolları Yönetim Kurulunda ya öyle hikayeler duyuyoruz ki. İşte bir kişinin kızının damadı, bir kişinin kuzeninin damadı, birisinin kardeşi… Kurumlar adeta yakınlarına, kendi yandaşlarına peşkeş çekilmiş. Yönetim kurulu üyelerinin aldığı milyonlarca liralık aylık maaşlar konuşuluyor. Bir diğer taraftan da emekliler 20 bin lirayla ay sonunu nasıl getireceğini düşünüyor” şeklinde konuştu.
“Getirin sandığı, kararı milletimiz versin”
AK Partili yetkililer için “Vatandaşın karşısına çıkacak yüzleri kalmadı” diyen Kavuncu, “Türkiye bugün millet iradesini sakatlayan bir yönetim anlayışıyla yönetilmektedir. Ülke; torba kanunlarla, Cumhurbaşkanı Kararnameleriyle yönetilmektedir. Herkesin kafasına göre karar verdiği, her olayın Cumhurbaşkanı’na aksettirildiği bir saray entrikası ortamıyla yönetilmektedir. Ve böyle bir ortamda millet iradesinin sağlıklı yansıdığını ifade etmek mümkün değildir. Onun için bir an önce sandık diyoruz. Sandığı koyun, vatandaş kararını versin. İmralı’daki terör örgütü başını muhatap alırken, eli silahlı teröristlere zeytin dalı uzatırken millete sormadınız. 2023 yılı genel seçimlerinden önce Cumhur İttifakı'nın böyle bir taahhüdünü duymadık. ‘İmralı’daki terör örgütü elebaşını muhatap olacağız. Eli silahlı teröristlere de zeytin dalı uzatacağız’ diye vatandaştan oy almadınız. Milletten ‘ekonomiyi faiz lobilerine peşkeş çekeceğiz’ diye de oy almadınız. ‘Emekliyi sefalete mahkûm edeceğiz’ diye de oy almadınız. Bu sebeple millet iradesi sakatlanmış, hatta ortadan kalkmıştır. Vekil saraylarından, aritmetik hesaplardan ya da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki olası bir siyasi krizden daha çok milletimizin artık bir seçime ihtiyacının olduğu ortadadır. Bunun çözümü de farklı senaryoları tartışmaktan değil, bir seçimden geçer. İYİ Parti olarak çağrımızdır. Hodri meydan! Getirin sandığı, kararı milletimiz versin” dedi.
“Sandıktan kaçıyorsunuz ama ne olur milletten kaçmayın”
İYİ Parti’nin başlattığı saha çalışması kapsamında kendisinin de geçtiğimiz hafta sonu Pendik’te Pazar ziyareti gerçekleştirdiğini hatırlatan Kavuncu, “Ülkede ekonomik krizden daha büyük bir acı var. O da; bu ekonomik krizin sorumlularının, vatandaşla bir araya gelmemesidir. Bu sorumluluğa sahip olan hiç kimse vatandaşın karşısına çıkamamaktadır. Bu durum ekonomik krizden çok daha acı vericidir. Çünkü insanlar kendilerine muhatap arıyorlar. Bu konuda bir sorumlu bulup, yaşadıkları sıkıntıları anlatmak istiyorlar ama muhatap yok. Karşımıza kim çıktıysa ‘İktidar milletvekillerini buraya getirin’ dedi. ‘Bu ekonominin sorumlusu olan yürütmenin başını pazara getirin. Onunla konuşmak, görüşmek, yüzleşmek istiyoruz’ diyorlar. Buradan iktidara sesleniyorum: Çıkın! Dolaşın pazarları, fiyatlara bakın! Biz bunu söylüyoruz ama çıksalar da o pazara gitseler de bundan anlayacaklarını hiç düşünmüyorum. Çünkü o kadar alışmışlar ki kendi küçük dünyalarına. Ekmek elden su gölden rahatlar. Vatandaşın halini hiçbir şekilde önemsemiyorlar. Buradan iktidara sesleniyorum. Sizler siyasetçisiniz. Milletin oylarını aldınız. Gelin haftaya Pendik pazarına beraber gidelim. Sandıktan kaçıyorsunuz ama ne olur milletten kaçmayın. Beraber gidelim, beraber yüzleşelim. Birlikte teraziye çıkalım. Sandıktan kaçıyorsunuz, milletten kaçmayın. Bu kaçışın kimseye faydası yok. Çünkü problemi çözmek zorundasınız. Emekliler ağlıyor. Ağlıyor derken yakınıyor anlamında değil, fiziki olarak ağlıyor. Konuşurken gözyaşlarını tutamıyor. Onun için çok açık, net, samimi bir çağrıda bulunuyorum. Gelin halk pazarına birlikte gidelim. Yüreğiniz yetiyorsa tek başınıza gidin” ifadelerini kullandı.
“Yatırımcılar geleceğini görmek ister”
Merkez Bankası’nın açıkladığı 2025 yılı bilançosuna işaret eden Kavuncu, “Milyarlarca lira zarar ortaya çıktı. 1 trilyon liranın üzerinde rekor bir zarar açıklandı. Bütün bunlar yaşanırken İstanbul’un finans merkezi olmasından bahsediliyor. Hatta bu konu gündeme geldiğinde Dubai ve İstanbul kıyaslanıyor. ‘İstanbul finans merkezi olsun’ diyenin ilk anlaması gereken şey, yatırımcıların; güvenin, hukukun, hukukun üstünlüğünün olduğu yere gitmesidir. Uluslararası endekslere çok itibar etmiyorsunuz ama size de bir rakam vereyim. Uluslararası hukuk endeksinde Dubai hukukun üstünlüğünde 37. Sıradayken; Türkiye hukukun üstünlüğünde 118. sırada. İstanbul’u finans merkezi haline getirmek için ihtiyaç duyulan ana konunun, hukukun üstünlüğü ve güvenilirlik olduğunun anlaşılması gerek. Çünkü yatırımcılar geleceğini görmek ister. Hazine’de para yok, vatandaşta para yok. Peki, bu para nerede? Paranın nerede olduğunu anlamak için nereye bakacağız? Faiz lobilerine bakın. Dış güçlenen ve iktidar yandaşlarının cebine bakın. Milletin parası bunların cebinde. Seçime yakın bir dönemde seçim ekonomisi süreci başlayacak. Herkese bol keseden para dağıtılacak. Üstelik bunlar bizim, hepimizin bütçesi üzerinden yapılacak. Bunun olmaması gerektiğini defalarca vurguladık. Fakat yine aynı adımlar atılacak. Sonra ne olacak? ‘Seçim bitti, hadi enkazı hep birlikte topluyoruz. Vatandaşım dişini sıksın, vatandaşım şükretsin, vatandaşım biat etsin, vatandaşım daha fazlasını istemesin, vatandaşım sussun’ Siz vatandaş değil kendinize kul, köle yaratmaya çalışıyorsunuz. Vatandaşlık anlayışını da değiştirip yerine tebaa getirmek istiyorsunuz. Esnafa ağır vergi yükleri ama iktidara yakın devlere de bir takım vergi kolaylıkları, yapılandırmalar, sürekli koruma ve kollama. İşte tam bir otoriterlik düzeni. Bir sonraki adımın da ne olduğunu hepiniz tahmin edebiliyorsunuz” şeklinde konuştu.
“Türkiye her alanda kendi ayaklarının üzerinde durmalıdır”
Türkiye'nin Rusya ve Çin'le daha yakın ittifak kurması yönündeki önerilere tepki gösteren Kavuncu, “Sorumsuzca yapılmış bir açıklamadır. Bunu dile getirenler de Türkiye’nin tarihsel gerçeklerini Rusya ve Çin’le pozisyonlarını, jeopolitik gerçeklerini de aslında çok iyi bilen arkadaşlar. Aslında bunu dile getirenler, Türk dünyası gerçeğini de çok iyi bilen arkadaşlar. Böyle bir ittifakı dile getirenler, Doğu Türkistan’da neler olup bittiğini çok iyi bilen arkadaşlar. Soğuk Savaş döneminde mücadele verilen, otoriter, dışa kapalı, demir perde zihniyetinin nasıl bir yapı olduğunu çok iyi bilen kişiler. Ukrayna işgalini, Kırım’ın bizler için önemini çok iyi bilen arkadaşlar. Enteresan olan tarafı bu. Bunu dile getirenler, bu söylediğim bütün başlıkları detaylarıyla bilen kişiler ama maalesef önümüze ısıtıp ısıtıp koydukları bir Türkiye, Rusya, Çin mevzusu var. Bir başka yerden de ekonomide karşımıza Londra ve Washington hattı çıkarılıyor. Her iki taraftan da bastırılmış, sıkıştırılmış bir anlayış söz konusu. Arkadaşlar biz şunu söylüyoruz, Türkiye her alanda kendi ayaklarının üzerinde durmalıdır. Türkiye’yi bir yerlere yapıştırma, yamama kafası; doğru bir yaklaşım, doğru bir zihniyet, doğru bir şuur değildir. Türkiye kendi ayaklarının üzerinde duracaktır, durmalıdır. Bağımsızlık olmadan hiçbir şey olmaz. Bugünkü savunma sanayinin başarılı olmasının asıl sebebi bundan 30-40 yıl öncek milli duruştur. O gün kimse bir yerlere yamanma peşinde değildi.” dedi.
“Moskova’nın penceresinden bakanlar, milli şuurdan yoksun olan kafalardır”
Türkiye’nin her zaman hür ve bağımsız bir aktör olmak zorunda olduğunu vurgulayan Kavuncu, “Bunun yolu da hiçbir zaman dış politikayı, iç politikaya bir araç olarak kullanmaktan geçmiyor. Dış politikadaki birtakım olayları malzeme haline getirmeye kalkanların aslında yaptıklarını şöyle bir özetleyeyim. Annan Planı ile Kıbrıs’taki Türk varlığı tehlikeye düşürüldü. Ne zaman, bu dönemde. Süleyman Şah Türbesi taşınarak, Suriye’deki vatan toprağı terk edildi. Ne zaman, bu dönemde. Bodrum’a Yunan postalının değmesine seyirci kalındı. Ne zaman, yine bu dönemde. Süleymaniye’de askerimizin başına çuval geçirildiğinde suspus olundu. Ne zaman, yine AK Parti iktidarında. İdlib'te şehitler verildi. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Bugünkü AK Parti iktidarı Kremlin'in kapısında adeta bekletildi. Gazze'de İsrail barışına selam durdular. Vermeyiz dedikleri rahibi de güle oynaya verdiler. Dış politikayı iç politikaya malzeme etmeye kalkıyorsunuz ya, bu gerçekleri bu millete bir kez daha hatırlatmış olalım. Türkiye'yi dışarıda sıkıntıya sokacak hiçbir adımın altına imza atmayız. İçeride sonuna kadar rekabet ama aslolan Türkiye’nin menfaatinedir, Ankara merkezli bakış açısıdır. Washington'ın, Pekin’in, Moskova’nın penceresinden bakanlar, milli şuurdan yoksun olan kafalardır” ifadesini kullandı.
“Böyle bir hukuk düzeni olabilir mi?”
Ayhan Bora Kaplan davası kapsamında yaşanan gelişmelere değinen Kavuncu, “Bir suç örgütüne mensup bir savcının bulunduğu ve bir başsavcıya -ki kendisi bugün Yargıtay üyesi- örgüt tarafından araba alındığı iddialarının normal karşılandığı bir hukuk düzeni olabilir mi? Bu iddiayı dile getiren kim biliyor musunuz? Emniyet Müdür Yardımcısı. Yani bunlar iddia değil, dosyalarda anılan ve Emniyet Müdür Yardımcısı tarafından gündeme getirilen konular. Daha da vahimi var. Bu örgütün elebaşı için ‘Bunların üst akılları ve siyaset içinde de uzandıkları noktalar var’ deniyor. Çok ağır rüşvet iddialarından bahsediliyor. Söz konusu dosyada bazı basın mensuplarının da adı var. Partimize ve bizzat bana ağır iftiralarda bulunan bazı basın mensuplarının adları geçiyor. Çıkıp aklanın kardeşim! Siz gazetecisiniz. Bu mesleğin onuru var. Çıkıp kendinizi aklamak zorundasınız. Çünkü bunlar çok ağır ithamlar. Sayın Adalet Bakanı, AK Parti’nin ve MHP’nin il başkanlıklarından pozlar verirken, Türkiye bu iddialarla meşgul. Adalet Bakanı hem bunları hem de kendisiyle ilgili iddiaları görmezden gelemez. Kamu görevlileriyle ve onların ilişkili olduğu her kim varsa gereği yapılmalıdır. Biz İYİ Parti olarak; şeffaf devlet mekanizmasından, liyakatten ve her türlü yolsuzlukla mücadeleden yanayız. Takip etmeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
“Okulların gayesi, her öğrenci için ideal eğitim ortamı yaratmak olmalıdır”
Türkiye Down Sendromlular Derneği’nin, “kapsayıcı eğitim” ve “fırsat eşitliği” ilkelerine aykırı olduğu gerekçesi ile Millî Eğitim Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen bir düzenlemeye ilişkin Danıştay’a iptal davası açtığını belirten Kavuncu, “Bu düzenleme ayrımcılık anlamına da gelebiliyor. Başta down sendromlu bireyler olmak üzere, farklı gelişim gösteren çocukları dışlama riski taşıyor. Bu düzenleme Anayasa’ya da Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’ne de uymuyor. İlkokullarda yapılan süreç odaklı değerlendirme, bir eleme aracı değildir. Bu aslında öğrenciyi desteklemek için kullanılır. Sınav temelli kabul ise farklı öğrenme profillerine sahip çocukları geriye iter ve eğitimi bir hak olmaktan çıkarıp, seçme yarışına dönüştürür. Resmi ya da özel, tüm okulların gayesi; ideal öğrenciyi seçmek değil, her öğrenci için ideal eğitim ortamı yaratmak olmalıdır” dedi.