“HER ŞEYE DEVLET ELİYLE ZAM YAPILIRKEN TÜİK MİLLETLE DALGA GEÇEN SONUÇLAR AÇIKLIYOR”
“ATEŞKESİN ADİL, KALICI BİR BARIŞLA SONUÇLANMASINI DİLİYORUZ”
“BU SAVAŞ İSRAİL'İN ORTA DOĞU'DA ARAP OLMAYAN BİR DEVLET İLE KARŞI KARŞIYA GELDİĞİ ZAMAN YENİLDİĞİNİ GÖSTERMİŞTİR”
“ZAFER PARTİSİ OLARAK SAVUNMA SANAYİSİNİ SİYASİ MÜDAHALE VE SİYASİ OYUN ALANI OLMAKTAN, RANT ALANI OLMAKTAN ÇIKARACAĞIZ”
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ, Türkiye ve dünya gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu.
Prof. Dr. Ümit Özdağ: “İki günden beri Konya'daydım. Dün akşam döndüm. Konya, Türk ekonomisinin önemli eksen şehirlerinden birisi. Hem tarımda hem sanayide İç Anadolu’nun itici öncü gücü olmak durumunda. Ancak ne yazık ki Konya'da Türk ekonomisinin yaşamış olduğu ağır ekonomik krizin pençesinde konkordatolar, iflaslar, işten çıkarmalar gündemi belirliyor.
Konya, İstanbul, İzmir, Adana özetle Türkiye ağır bir ekonomik krizi yaşarken Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de Londra'da küresel sermayeye sunumlar yapıyor ve pembe projeksiyonlarla Türkiye'nin bölgesel riskleri ve göğüs geren dezenflasyon politikalarının başarılı olduğu, istikrarlı bir güç olduğunu anlatıyor. Amaç yüksek faizli sıcak para bularak yaşanan krizi mümkün olduğunca hafifletmek. Oysa sıcak parayla kriz hafifletilmiyor, aksine ağırlaştırılıyor. Şimşek'in anlatımına bakarsanız, kira enflasyonu dizginlenmiş, eşer mobil sistemle akaryakıt kontrol altına alınmış ve makro ekonomik dengeler kurulmuş. Arkadaşlar, ev sahipleri kiralarınızda indirim yaptı mı? Evet, o zaman Mehmet Şimşek'e bir telgraf çekin. Ev sahibinizi şikayet edin. Onun Londra'da anlattığı çerçeveye uymuyor. Evet, gerçekten vatandaşlarımız bambaşka bir gerçekliği yaşıyorlar. Sahadaki veriler Mehmet Şimşek'in anlattığı Türkiye'nin tamamen dışında. Sıcak para çıkışları tetiklendi. Merkez Bankası rezervleri erime değil, buharlaşma safhasına geldi ve kur endişesinin hem yerel hem yabancı yatırımcıyı döviz savunma pozisyonuna ittiğini görüyoruz. Bunların hepsi ekonomik darboğazın göstergeleri. Londra'da Mehmet Şimşek güçlenen rezerv düzenlemesi yapıyor ama Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'nın mevcut rezervleri tarihin en hızlı ve en sert düşüşünü yaşıyor. Mehmet Bey bilmiyor musunuz siz? Siz Londra'da konuştuğunuz kişilerin küresel ekonomiyle ilgili her türlü veriye sahip olduğunu ve Türkiye'de rezervlerin durumunun ne olduğunu bilmediğini mi düşünüyorsunuz? En azından adamlara doğruyu söyleyin ki konuşmanız daha dikkatli izlensin.
Bakın Ocak ayında 215,5 milyar dolarla zirve yapan brüt rezervler son iki ayda adeta eriyerek 153,3 milyar dolara gerilemiş. Yani 60 milyar dolardan fazla bir kayıp yaşanmış. Üstelik bunun bir bölümünde de savaşın etkisi de yok. Sistemin asıl can damarı olan swap hariç net rezervler ise aynı dönemde 85,7 milyardan 21,3 milyar dolara resmen gerilemiş değil çakılmış. Sonuç ne? 3 yıl boyunca yüksek faiz vaadiyle Türk milletinin sırtına yüklenen bu emanet paralar sadece 8 haftada sistemden çıkarak Londralı tefecilerin kasalarına gitmiş. Sonra siz gidiyorsunuz Londra'da yine para arıyorsunuz. Ucuz faiz garantili kur dönemini kapatırken kur şokunu önceden sezen sıcak para sahipleri de her zaman olduğu gibi paralarını almış, kaçmışlar. Evet, yani son 4 haftada 21,5 milyar dolar sessiz sedasız buhar olmuş, gitmiş. Reel sektörün 197,6 milyar dolarlık dev döviz açığı ve bir yıl içinde ödenmesi gereken 239 milyar dolarlık kısa vadeli dış borç şirketleri dövize saldırmaya zorunlu hale getiriyor. Kur korumalı mevduattan çıkan ve TL'den umudunu kesen yatırımcılar da dövize yönelmişler ve bir haftada 2,2 milyar dolar artmış. Yani para sistemi, finansal sistem çatırdıyor değerli arkadaşlar. Ve bu tablo zincirleme iflas risklerinin de habercisi olmak durumunda.
Değerli basın mensupları, değerli Zafer Partililer,
Kur baskısı ihracatçının üretim gücünü ve rekabet yeteneğini felç etmiş durumda. Türkiye'nin neresine gidersek gidelim, iş dünyasından bu konudaki yoğun şikayetleri dinliyoruz. Dün de Konya'da Ziraat Fuarındaydık ve orada çiftçilerle, üreticilerle görüştük. Nihat Bey'in yapmış olduğu sohbetlere ben de katıldım üreticilerle. Diyor ki ‘biz böyle rekabet edemiyoruz bu kurlarla’. Evet, Mart ayı verileri dış ticaret dengesinde bir kara deliğin açıldığını gösteriyor. İhracat kan kaybediyor. Yüzde 6,4 düşüşle 21,9 milyar dolara geriledi. İthalat tam bir patlama yaşıyor. Yüzde 8,4 artışla 33,1 milyar dolara fırladı. Ve aylık dış ticaret açığı rekor düzeyinde yüzde 56,6 artarak 11,2 milyar dolara ulaştı.
Kısaca bu politikasızlık ve iç pazar tamamen yabancı ürünlerin istilasına uğrarken, ihracat pazarlarını da kaybediyor ve üretim yapsa da yaptığı üretimi satamadığı için batan yerli Türk firmalarının faturası yüzde 29,9'luk devasa bir atıl işsizlik gücünün ortaya çıkmasına neden oluyor. Evet, işsizlik patlamış durumda. Ve bakın, resmi rakamlar, İŞKUR verilerine göre Mart ayında kayıtlı iş arayan sayısı yüzde 16 oranında keskin bir artışla 2 milyon 519 bin kişiye yükselmiş. İşsizliğin yüzde 99,6'sı özel sektörden büyük kısmı da imalat sektöründen kaynaklanıyor. Bunun anlamı fabrikalarımız üretimi durduruyor arkadaşlar. Bakın, fabrikalarımız üretimi durduruyor. Üretim batıyor, işsizlik patlıyor. Öte yandan, Mehmet Şimşek, polyannacılık oynayarak kontrol altına aldık dediği akaryakıt cephesinde motorine son bir haftada gelen 7.80 TL'lik zamla birlikte tüm ekonomik sistem de bir kez daha altüst olmuş durumda. Motorinin 85 TL'yi aşması bekleniyor. Tabii bu tarladan sofraya, fabrikadan dükkana her şeyin fiyatını altüst edecek ve enflasyonu daha da yukarıya tırmandıracak. Dün Konya'da yüzlerce şoförle bir araya geldim. Şoförler çok dertli arkadaşlar. ‘Para kazanamıyoruz, bırakın kazanmayı, zarar ediyoruz bu yakıt fiyatlarının altından kalkmamız mümkün değil, bu yedek parça fiyatlarının altından kalkmamız mümkün değil. Cezaların, trafik cezalarının ve maliye cezalarının altından kalkmamız mümkün değil’ diye ağlıyorlar. Onların dertlerini gündeme getirdim. Getirmeye bütün Zafer Partisi olarak devam edeceğiz. Neticede kamyoncular Türkiye'de ekonominin kan damarlarını oluşturuyorlar. Tarladan malı masaya getiren kamyoncu. Kontak kapatsa hiçbirimiz taze meyve-sebze yiyemeyiz. Fabrikalarda üretilen malı piyasaya taşıyan onlar ve şuanda tam bir terk edilmişliği yaşıyorlar.
Değerli basın mensupları, sevgili Zafer Partililer,
Halk fakirleşirken kamu harcamaları ve şatafat ve garanti ödemeleri ekseninde de hız kesmeden devam ediyor. Bir küçük azınlık var, onlar kazanmaya ve harcamaya devam ediyorlar. Kamu borcu 15 trilyon TL sınırına dayanmış durumda. Vatandaşın borç yükü, kredi ve kart borçları 8 trilyon TL'yi aşmış durumda ve icra dosyaları da 25 milyonu geçmiş durumda. Sonra resmi açıklama, ‘sağlam zeminde iyi üreten bir ekonomimiz var’ şeklinde. Oysa biz bir toplumsal bunalıma doğru hızla gidiyoruz. Her şeye devlet eliyle zam yapılırken TÜİK de milletle dalga geçen sonuçlar açıklıyor. Biz böyle bir açıklama yapsak hemen savcılar yalan bilgiyi yaymaktan hakkımızla soruşturma başlatırlar. TÜİK açıklama yapınca resmi bilgi oluyor. Sadece Mart ayı enflasyonuna göre aylık enflasyon yüzde 1,94 artarken, yıllık enflasyon yüzde 30,87 olarak açıklanıyor. Mümkün mü? Mümkün değil tabi. Ama niyet belli. Haziranda zam zamanı geldiğinde ücretlere daha az zam yapabilmek için fiyat artışlarını olduğundan az gösteriyorlar. İşte bu şartlar altında zam fırtınası devam ediyor. En son 4 Nisan'dan itibaren doğalgaz ve elektriğe yüzde 25 zam geldi. Ancak konut tüketicileri için kademeli fiyat uygulamasına geçildiğinden ötürü de vatandaşın cebinden yüzde 25'ten daha fazla para çıkacak. Yani AK Parti hükümeti tıpkı enflasyon verisi gibi zamları da gizlemeye çalışıyor ama zamları gizlemek mümkün değil. Millet ne ödediğini gayet iyi biliyor.
20 Temmuz 2020, çok değil 6 sene önce Sayın Erdoğan milletimize bir müjde vermişti. Karadeniz'de Tuna 1 kuyusunda sondajda 320 milyar metreküp doğalgaz keşfedilmiş. ‘Türkiye tarihinin en büyük doğalgaz keşfini Karadeniz'de gerçekleştirdik’ demişti. Ve bu alanda en üst lige bir Türkiye olduğunu söylüyordu. ‘Hedefimiz 2023 yılında Karadeniz gazını milletimizin kullanımına sunmak’ diyordu. Benzer müjdeleri Akdeniz'den de bekliyoruz’ diyordu. Biz de doğalgazla petrolde varız diyordu. Keşke öyle olsaydı. Keşke Karadeniz'de gaz şu anda evlerimizde ısınmak için, yemek pişirmek için kullanabildiğimiz gaz olsaydı ama olmadığı ortaya çıktı. Hamasetle siyaset vatandaşın karnını doyurmuyor, evini ısıtmıyor.
Değerli arkadaşlar, Zafer Partisi güçlü ekonomik kadrolarıyla ekonomik gelişmeleri izliyor, inceliyor, sorunları aşacak, ülkemizi büyük bir ekonomik kalkınma hamlesi içerisine sokacak programları hazırlıyor. Sizlere bugün bu kadromuzdan bazı isimleri de takdim etmek istiyorum. Ekonomi kadromuzda Eski Dış Ticaret Müsteşar yardımcımız Washington ticaret
ateşemiz Fikret Artan, kalkınma ekonomisi konusunda uzman Prof. Dr. Mehmet Alagöz, finansın en iyi hocalarından birisi olan Prof. Dr. Erdinç Telatar, Devlet Planlama Teşkilatında ve Ticaret Bakanlığında Genel Müdür olarak görev yapmış olan Yavuz Mollasalihoğlu, İstanbul İhracatçılar Birliği eski başkanı Zekeriya Mete, banka genel müdür yardımcısı Ali Midilli, birçok devlet ve özel sektör kuruluşunda genel müdürlük yapmış olan Dr. Aslan Yaman, Türk halkının yakından ve ilgiyle izlediği Selçuk Geçer, Devlet Planlama Teşkilatı eski Daire Başkan Vekili Nihat Kamuran, Dış Ticaret Müsteşarlığı eski Genel Müdür Vekili Necmi Uğurlu, Maliye Bakanlığı eski Gelirler Kontrolörü Muhammet Cem Tatlı, Türk tarımını sadece teorisi ile değil tarladaki üretimin içinden gelerek bilen Nihat Babaözü, Tarım Bakanlığı eski müsteşar yardımcısı Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu, Çalışma Bakanlığı eski müsteşarı Prof. Dr. Necdet Basa ve çalışma hayatı konusunda ülkemizin önde gelen isimlerinden Mehmet Akif Cenkçi. Bu isimler Zafer Partisi'nin ekonomiyi izlerken ve bu yaşanan ekonomik ağır krizi aşmak için yaptığımız planlamaları ortaya koyan isimlerin sadece bir kısmı. Bu isimler dışında da Zafer Partisi'nin değişik komisyonlarında ekonomiyle, sanayiyle ve tarımla ilgili çalışan çok değerli arkadaşlarımız mevcut.
Değerli basın mensupları, değerli Zafer Partililer,
İşte bu ekonomik kriz ortamında biraz önce kaldığım yerden devam etmek istiyorum. Ankara'da doğal gaz fiyatları Nisan 2020, Nisan 2026 arasında tahmin edin ne kadar artmış? Yüzde 875 kat artmış. Acaba Karadeniz'deki doğalgaz verilmeye başlansaydı 2023'te ne kadar artardı? ‘Hadi açın kombileri, açın pencereleri, artık gaz patronu olduk’ diye bağıranları unutmadık. Vatandaşla alay ettiler. Akdeniz'de 4 yıldan beri sondaj yapılmıyor. Kıbrıs adasının etrafındaki mavi vatan suları adeta kaderine terk edilmiş gibi görünüyor. Peki, elektrikte durum nasıl? Elektrikte de inanılmaz bir zam fırtınası yaşandı. En son yüzde 25'le yine yaşanmaya devam ediyor. 4 kişilik bir ailenin asgari elektrik faturası 595 TL'den 745 TL'ye yükseldi. Ama son 5 yıllık süreci izlediğimizde 5 yılda enerji bedeli yüzde 25 artarken dağıtım bedeli yüzde 880 artmış arkadaşlar. İnanılır gibi değil. Buradan Bakana sormak istiyorum. Akaryakıta, KDV ve ÖTV yüküne benzer şekilde elektrik faturalarında yer alan ve gittikçe artan bu orandaki dağıtım bedelinin sebebi ne Sayın Bakan? Nereden çıkartıyorsunuz bu rakamları? Milletin omzuna bu kadar basılır mı? Her ay gelen faturalarda ‘devlet şuralarını karşılıyor’ diye vatandaşı avuturken dağıtım bedeliyle özelleştirme gideri halka mı yükleniyor? Ocak 2022'den sonra dağıtım bedelinde ulaşan bu radikal yükselişin sebebi nedir? Burada yeni bir rant mı oluşturuyorsunuz? Avrupa’da doğalgaz fiyatları nispeten yatay seyrederken Türkiye’de neden düzenli zamlarla yukarıya doğru tırmanıyor? Müjdesini verdiğiniz Karadeniz ve Akdeniz gazı ne oldu?
Değerli basın mensupları, sevgili Zafer Partililer,
Geldiğimiz noktada Türkiye ne yazık ki jeopolitik riskler ve enerji maliyetleri kıskacında dünyanın en kırılgan ekonomileri listesinin başında yer alıyor. Türkiye ekonomisi yüksek faiz, sıcak para bağımlılığı ve beyhude bir rezerv savunması üçgenine sıkışmış durumda. Mevcut tablo bir istikrar değil, yüksek basınç altında patlamaya hazır bombaya dönüşmüş durumda. Sistemin sürdürülebilirliği gerçek dışı anlatılarla değil, ancak sahadaki ağır hasarın önce kabul edilmesiyle sonra doğru tedavi yöntemleriyle giderilmesiyle mümkün. Ve çözüm kesinlikle milli ve planlı bir karma ekonomiden geçiyor.
Değerli basın mensupları, değerli Zafer Partililer,
Dünyanın gündemi, Orta Doğu'nun gündemi de yakından izlediğimiz bir husus. Partimizin milli güvenlik ve dış politikadan sorumlu yetkili kurulları, komisyonları bu süreçlerle ilgili günlük raporlama esasında devlet ciddiyetiyle çalışıyorlar. ABD ve İsrail'in devletler hukukunun bütün ilkelerini ihlal ederek İran'a karşı düzenledikleri saldırı, İran halkının onurlu direncine çarparak büyük ölçüde püskürtüldü. Ateşkesin adil, kalıcı bir barışla sonuçlanmasını diliyoruz. Buradan Tebriz'e, Tahran'a, İsfahan'a da geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Orta Doğu'da son on yıllarda çıkan bütün savaşların arkasında İsrail'de hakim olan Netenyahu zihniyetinin saldırgan politikaları yatmaktadır. Bu savaş İsrail'in Orta Doğu'da Arap olmayan bir devlet ile karşı karşıya geldiği zaman yenildiğini göstermiştir. Eğer İsrail tek başına İran'la karşı karşıya gelseydi alacağı yenilgi bugün aldığı yenilgiden çok daha ağır olacaktı. İsrail'in gücünün kırılması bölgemizin barış ve istikrarı açısından fevkalade önemli olup, gelecek yıllarda bölgesel kalkınma projelerinin de önünü açacaktır.
Değerli Zafer Partiler, değerli basın mensupları,
Biz Zafer Partisi olarak Hükümetin derhal bir Orta Doğu bölgesel kalkınma ve ekonomik entegrasyon projesi girişimi başlatmasının zamanının geldiğini düşünüyoruz. Böyle bir dönemde Kuzey Afrika ve kardeş Pakistan da dahil olmak üzere Orta Doğu coğrafyasında büyük bir sanayileşme, tarım, hayvancılık ve teknoloji geliştirme süreci başlatılmalı ve Türkiye buna önderlik etmelidir. Bu bölgede ihtiyacımız olan her şey var. Muazzam bir finansman, iyi yetişmiş insan kaynakları, sanayi, tarım ve hayvancılıkta çalışacak iş gücü ve üretilecek ürünleri tüketecek büyük bir pazar. Artık herkesin aklını başına almasının zamanıdır. Bir ucu Kuzey Afrika, diğer ucu Pakistan'ı kapsayacak şekilde geniş kapsamlı bir ekonomik yatırım ve kalkınma hamlesinin zamanı. Şii-Sünni karşıtlığı pompalanacak zaman değildir. Böyle bir kalkınma projesi hiçbir ayrım yapmadan bölgedeki bütün devletleri dahil etmelidir içine. Ancak İsrail'in böyle bir projeye dahil olması ancak normal bir devlet olmayı kabul etmesiyle mümkündür. İsrail bugün bir normal devlet değildir. İsrail çevresine kan ve gözyaşı saçan ve işgal politikalarıyla, dışarıdan kışkırtma politikalarıyla bölgeyi ateşe atan bir zihniyet tarafından yönetilmektedir. Bu zihniyetin İsrail halkı tarafından iktidardan uzaklaştırılmasının İsrail halkı için de en iyi sonuç olacağını düşünüyoruz. Ve Zafer Partisi olarak böyle bir barış ve kalkınma projesinde hükümete destek vereceğimizi de ifade ediyoruz. Tabii iktidarın Orta Doğu politikalarında son dönem dahil yapmış olduğu hataları ve eksikleri de kaydettiğimizi ifade etmek isterim.
Değerli basın mensupları, sevgili yurttaşlarım, sevgili Zafer Partililer,
Salı günü Sayın Erdoğan, Roketsan'da Ankara Lalahan’da bir törene katıldı. Sizler de televizyonlardan izlemişsinizdir. Öncelikle şunu ifade edelim, Roketsan ve Türk Silahlı Kuvvetleri'ni Güçlendirme Vakfı bünyesindeki seçkin sanayi kuruluşlarımız, firmalarımız ve onların etrafında oluşan savunma sanayi firmaları milli gururumuzdur. Varlıklarından, üretimlerinden büyük bir gurur duyuyoruz. Kazandıkları her başarının Türkiye'nin güçlenmesi anlamına geldiğine inanıyoruz. Aziz vatanımızın savunma ve güvenliği için atılacak her adım ve çakılacak her çiviyi memnuniyetle karşılıyoruz ve destekliyoruz. Bununla birlikte Sayın Erdoğan'ın yaptığı konuşmanın bir yerinde artık norm koyan bir ülke olduğumuzu belirtip, ‘Türkiye bugün kendi semalarını koruyan, kendi platformlarını donatan, kendi mühimmatını geliştiren bir ülkedir’ dedi. Keşke bu söylediği tam anlamıyla gerçek olsaydı, biz de daha büyük bir güven ve mutluluk duysaydık.
Daha birkaç ay önce, 15 Aralık 2025 tarihinde Karadeniz'den Türkiye hava sahasına giren bir İHA, bir saat boyunca vatan toprakları üzerinde seyir ve keşif yaptı. Bu nedenle Ankara Esenboğa Havalimanı'nda uçuşlar durduruldu ve kimliği belirsiz bu drone, Erdoğan'ın Salı günü konuştuğu bölgede konuştuğu bölgede düşürüldü arkadaşlar. Ama oraya kadar geldi. Radarlarımız, hava savunma sistemlerimiz ne yaptı oraya gelene kadar? Kendi semalarımızı böyle mi koruyoruz? İran'dan atılan 4 balistik mühimmat, NATO'nun Doğu Akdeniz'deki gemilerinden atılan füzelerle düşürüldü. Neden kendi mühimmatımızla, kendi gökyüzümüzdeki bu balistik füzeleri düşürmedik? Bölge ülkelerinin 40-45 yıldır balistik füze sistemi ve programları var. Buna karşılık Türkiye'nin bir füze savunma sistemi var mı? Evet, alçak irtifa, orta irtifa hava savunma sistemlerimiz var. S-400'ler ise yüksek irtifa savunması için konuşlandırıldılar. Bir ölçüde mümkün ancak yeterli olduğunu söylemek mümkün değil. Özetle, yüksek irtifa hava savunma sistemimiz NATO'ya emanet. Sadece bu mu? Tanklarımız, Altay Tanklarımız, yıllardan beri Türk Silahlı Kuvvetleri'nin hizmetinde olmalıydı. 2018'de girecekti, 2026'ya geldik, hâlâ TSK'nın envanterinde Altay tankları yok. Neden? Çünkü siyasi müdahalede bulundunuz. 24 yıllık iktidarınızda milli muharip uçak yapmadığınız gibi Türk Hava Kuvvetlerine hiçbir yeni alım yapmadınız. Şimdi İngiliz Eurofighter anlaşması gerçekleştirildi. Bunlar F-16 ayarında savaş uçakları. Ancak onların da teslimi için 2030 sonrasını beklememiz gerekiyor. Türkiye böyle norm belirleyen bir ülke olamaz. Daha güçlü olmak zorundayız. Bugün olduğundan savaşa daha hazır olmak zorundayız. Ve tekrar uyarıyoruz, İsrail gibi saldırgan bir ülkenin yanında oturup savunma sanayisi tesislerimizi ovaların ortasında yapamayız. Güvenliklerini sağlamak için bu tesislerin Karadeniz'in dağlarının altına taşınması bir zorunluluktur.
Zafer Partisi olarak savunma sanayisini siyasi müdahale ve siyasi oyun alanı olmaktan, rant alanı olmaktan çıkaracağız. TSK'nın günün gereklerine göre milli imkanlarla modernizasyonunu gerçekleştireceğiz. Milli füze sistemini radar ve füzelerle birlikte oluşturacağız. Balistik füze sistemi programını, hipersonik füzeler dahil olmak üzere gerçekleştireceğiz, gerçekleştirmeliyiz. Ve tüm kritik savunma sanayi tesislerini, konumlarını ve korunma durumlarını yeniden değerlendireceğiz ve bu tesisleri tam coğrafi kontrol altına alacağız. Özetle TSK'nın yeniden dosta güven, düşmana korku salan caydırıcılık yapısını oluşturacağız.
Değerli basın mensupları, sevgili Zafer Partililer,
Geçen hafta içerisinde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski ile birlikte Şam'a bir ziyaret gerçekleştirdi. Çok merak konusudur bizim için bu ziyaret. Sayın Fidan'ın çalışmalarını, Türk dış politikasını incelerken yakından izliyoruz. Keşke Şam'daki o toplantıda, salonda, Türk Dışişleri Bakanı'nın olduğu salonda, Ukrayna ve Suriye bayrakları asılıyken Türk bayrağı da asılı olsaydı. Zelenski ne yapıyor hakikaten Şam'da? Kendi ülkesinin önemli bir kesimi hala Rus işgali altındayken, Zelenski Şam'a neyi kurtarmaya geldi diye de merak ediyoruz. Bu merakımızı da değerli kamuoyuyla paylaşıyoruz.
Değerli basın mensupları, sevgili Zafer Partililer,
ABD-İsrail-İran çalışması ve bölücü, yıkıcı, Terörsüz Türkiye sürecinin ağır gündemde oluşturduğunu ve kimi zararlı faaliyetlerin de biraz arka planda kaldığını da görüyoruz. Geçtiğimiz günlerde Hizbuttahrir terör örgütü 10 farklı şehirde Gazze gündemi maskesi arkasında hilafet eylemleri gerçekleştirdi. Türk bayrağı açan gençlerimizin gözaltına alındığı bir ortamda Hizbuttahrir‘in 10 şehirde bu kadar rahat neden gösteri yapabildiğini de merakla soruyoruz.
Değerli basın mensupları, değerli Zafer Partililer,
10 Nisan Türk Emniyet Teşkilatı'nın 181. kuruluş yıl dönümü. Bu hafta polis haftası olarak kutlanıyor. Ancak polisimizin ne yazık ki kutlayacak bir haftası yok ve bu haftada kutlanacak çok şey yok. Mevcut Emniyet Teşkilatı kanunu ihtiyaçlara cevap vermiyor. Yeni bir yasaya hızla ihtiyaç var. Yeni yasada polis kolejleri açılmalı, polis akademisi polis kolejinin devamı olarak yeniden yapılandırılmalı. Sayıları 30'un üzerinde olan polis okulları büyük şehirlere alınmalı, böylece büyük şehirlerin yeterli ve yetkin öğretim elemanı kadrolarından istifade edilmeli. Polisin çalışma şartları düzenlenmeli, iyileştirilmeli ve polis lojmanı sayısı artırılmalı. Büyük şehirlerde görev yapmak polisler için bir eziyet haline geldi. Özetle polis ihmal ediliyor, siyasi mobbinge maruz bırakılıyor. Bütün polis arkadaşlarımın polis haftasını samimiyetle ve içtenlikle kutluyorum ve sizlere de sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum.”
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “İran ABD ateşkesini nasıl okumakıyız? Sizce proje rafa mı kalktı yoksa çöküş olarak mı değerlendirmeliyiz?” sorusuna verdiği cevap:
“Çok kırılgan bir ateşkes ve bu kırılgan ateşkesin devam edip etmeyeceği bile belli değil. Çünkü ateşkes konusunda İran tarafı ve Amerikan tarafı farklı yorumlar yapıyor. İran tarafı haklı olarak Lübnan'ın bu ateşkese dahil olduğunu söylüyor. İsrail ise Lübnan'da saldırgan politikalarını sürdürmenin ötesinde nehre kadar olan bölgeyi ilhak edici şekilde süreci getiriyor. Bu kabul edilebilir değil. Eğer öyleyse İran'da Amerikan üslerinin olduğu Arap ülkelerini ateşkes dışında tutuyorum diyebilir. Eğer İsrail, Lübnan'ı tutuyorsa. Ateşkes demek ateşkes demektir. Ama devletler hukukunu çok rahatlıkla çiğneyen bir zihniyetle karşı karşıya olduğumuz için bu İsrail'in yapmış olduğu provokasyonlar şaşırtıcı değil. Aslında Netanyahu'nun bu ateşkesi istemediğini görüyoruz. İsrail halkına çok ağır bir bedel ödetti ama umurunda değil. Çünkü Netanyahu gerçeklikten kopmuş ve kendisine göre yorumladığı bir Tevrat ekseninde dış politika yapıyor. Bu da bölgeyi bir felakete sürüklüyor.”
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol gözaltına alındı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?" sorusuna verdiği cevap:
“Konuyu bilmiyorum. Ama İzmir'de yürütülen bir soruşturmayla ilgili olduğunu düşünüyorum. Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi'nin Sayın Ankara İl Başkanı gözaltına alınmak zorunda değil. Böyle bir soruşturmada hakkında bir suçlama varsa davet ederler, o da kalkar gider ifadesini verir. Yani adalet mekanizması bu şekilde kullanılmamalı. Kaçan yok, ortadan kaybolan yok. Neden davet etmiyorsunuz da polis yollayarak gözaltına aldırıyorsunuz? Bu aşağılamaya dönüşüyor. Ama kimse bundan dolayı kendisine aşağılanmış hissetmiyor. Ve toplum da öyle bakmıyor. Eğer toplumun öyle baktığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.”