ÜZÜLDÜK!
Yarım asırdan biraz fazla olan bir ömrün sahibi olarak takdir edersiniz ki; şehrin geçmişine dair arşivsel bir birikimimiz var.
Özellikle bu kentin son 35 – 40 yıllık siyasi geçmişine vakıf biriyim.
Dolayısıyla her anlamda bu şehrin eski haliyle yeni halini mukayese etmekte zorlanmıyorum.
Eskiden siyaset de farklıydı, siyasetçiler de.
Siyaset daha bir etik kurallar çerçevesinde yapılıp siyasetin ahlaki değerleri geçerli akçe idi.
Şimdi ise siyasi ahlak kurallarının esamisi bile okunmuyor.
Sizlerin de dikkatlerinizi çekmiştir.
Şehrin geçmiş siyaset ve siyasetçilerinden bahsedilirken örnekler verilir, isimler zikredilir ve eskinin siyasetçileri hayırlarla yad edilirlerdi.
Neden, çünkü şehrin siyasetinde izleri var.
Rahmetli Ali Rıza Septioğlu, merhum Ahmet Küçükel gibi isimler siyasi sohbetlerin hemen hemen hepsinde kurulan cümlelerin girizgahını oluşturmuştur.
Peki hayatta olmamalarına rağmen bu isimlerin kadim kalışının nedenleri nelerdir?
Ya da üzerinden yıllar geçmesine rağmen şehir, hatta ülke siyasetinde geçer akçe olan bu isimlerin unutulmamasının esbab-ı mucibesi ne olabilir?
Tabi ki birçok sebebi var ama öne çıkan başlıcaları şunlardı.
Öncelikle hem yerel hem de genel siyasette hatırı sayılır derecede özgül ağırlıkları vardı, bu şahsiyetlerin.
Siyaset yaptıkları partilerde Genel Başkanlarının tavassutuna ihtiyaçları yoktu bilakis, genel başkanları bu isimlere her seçimde ihtiyaç duyarlardı.
Genel başkanları gaflete düşüp liste dışı bırakacak olsa hiç tınmaz bağımsız seçilerek yine o meclis çatısı altında bulunurlardı.
Zira arkalarında ciddi bir kitle vardı ve onlar da arkalarındaki kitlelere asla vefasızlık yapmazlardı.
Dolayısıyla TBMM’de horoz gibi gezer sahip oldukları bu güçlerinden dolayı da istediklerini kolaylıkla elde ederlerdi.
Peki bu merhum siyasetçilerimiz genel başkanları veya başbakanlarından neler isterdiler de sözleri yere düşmezdi?
Öncelikle Elazığ’a yatırımların gelmesini, kamu bütçelerinde aslan payının kendi şehirlerine aktarılmasını ve birikimli, donanımlı Elazığlı hemşerilerinin devlet kurumlarının tepe noktalarında görevlendirilip yetkilendirilmesini isterlerdi öncelikle.
Görevlendirildikten sonra da son dönemler siyasetçileri gibi; “olur da ileride bana rakip olur” diye düşünerek o bürokratların ayağına oynamaz, daha çok başarılı olmaları için destekte sınır tanımazlardı.
Dedim ya şehir siyasetinin 35 – 40 yıllık hafızasını taşıyorum beynimde.
Bu 35 – 40 yıllık siyasetin son 20 – 25 yılına baktığınız zaman yukarıda isimlerini rahmetle andığımız bu büyüklerimizin güttüğü siyaseti son dönem siyasetçilerinin hangisi yerine getirmiştir?
O siyasetçileri siyasetçi yapan neydi; yetkilerinden çok güçlerinin farkında oluşlarıydı.
Bu siyasetçileri şehirde ölümsüzleştiren neydi; kendilerine olan özgüvenleri, sahip oldukları özgül ağırlıklarıydı.
Bu isimleri günümüze kadar taşıyan nedenler nelerdi; benim adamım olsun da çamurdan olsun felsefesinde olmayıp birikimli, donanımlı ve Elazığlı olması yeterli felsefesinde olmalarıydı.
2000’li yıllara gelinceye kadar bizim yaş grubumuzda olanlar çok iyi hatırlayacaklardır; o yıllarda çok önemli bakanlıklarda müsteşarlıkların birçoğu Elazığlı isimlerden oluşmaktaydı.
Çalışma Bakanlığı Müsteşarı Sayın Enis Yeter, aynı bakanlıkta müsteşar yardımcısı görevinde bulunan Sayın İbrahim Kuluöztürk, Milli Eğitim Bakanlığında Müsteşar olarak görev yapan Sayın Cumali Demirtaş ve isimlerini an itibariyle hatırlayamadığım bir çok Elazığlı gibi.
Kurumların Genel Müdürlüklerinde de Elazığlı bürokratlar yoğunlukta olduğu kadar, metropol kentlerdeki bölge müdürlerinin de ekseriyeti yine Elazığlıydı.
Kimse bunların kılına dokunamazdı çünkü bulundukları dönem siyasetçileri bir bardak suda fırtınalar koparma pahasına hemşerilerine sahip çıkarlardı.
Şehirdeki atamalarda da etkin olurlardı.
Şehre atanacak Vali’nin veya ilçelerden birinde görevlendirilecek kaymakamların kim olması gerektiğini bırakın kurumlara dışarıdan atanacak bölge müdürleri ile ilgili de dönemin siyasetçilerinden icazetler alınırdı.
Şimdi öyle mi, ne yazık ki hayır.
Yıllardan beridir bu şehre atanan bürokratların kim olduğunu siyasetçilerimizin bir kısmı Resmi Gazetede yayınlandıktan sonra bir kısmı da yerel basından öğrendi.
Kendi bürokratlarına sahip çıkma konusuna gelince; hak getire.
Bakın Ankara’da devletçiliğiyle, çalışkanlığı ve dürüstlüğüyle, sahip olduğu reformcu yönetim anlayışı ve adaleti uygulayıcı tarzı, hümanist yapısı ve vicdani ve örnek davranışlarıyla, siyasetten ari bürokratlığın kitabını yazan bir hemşerimiz vardı: Sayın Enis Yavuz Yıldırım.
Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü…
17-25 Aralık meşum süreçte lanetli örgüt mensuplarının başını yemeye çalıştığı ancak Sayın Cumhurbaşkanının 3 kez art arda atamasını yenilediği ender bürokratlardan biri Sayın Enis Yavuz Yıldırım.
İyi bir hukukçu, iyi bir hemşeri, iyi bir yönetici.
Kadife eldiven içinde demir yumruğuyla yeri geldiğinde müşfik yeri geldiğinde otorite kurmasını bilen bir bürokrat.
Devletin soğuk yüzü olarak bilinen ceza ve tevkifevlerine devletin güler yüzünü gösteren adam.
Görevde bulunduğu 8 buçuk yıllık süre içerisinde kurumun işleyişine ivme katıp, profesyonellik kazandıran, sadece mahiyetindeki çalışanlarının değil, kader mahkumları başta olmak üzere her türden tutuklu ve hükümlünün de yiğidi öldür ama hakkını yeme dedikleri mümtaz bir Elazığlı.
Ülkenin ciddi sınavlardan geçtiği 17-25 Aralık ve 6 Şubat süreçlerinde yaşanan mekânsal sıkıntı ve kitlesel yoğunluğa rağmen devlet adamlığı vakarıyla bütün zorlukları aşarak başında bulunduğu kuruma farklı bir soluk kazandırıp yönettiği kurumu kendi tespitiyle; dünyada ve Avrupa’da referans alınan bir noktaya taşıyarak devletini diğer devletlere örnek teşkil ettiren bu aziz şehrin bağrından çıkmış kodları sapasağlam bir Genel Müdür.
İslam alemi olarak idrak ettiğimiz mübarek ramazan ayını bayram neşesiyle kutlamaya çalıştığımız bu günlerde ne yazık ki neşemizi kaçırıp sevinçlerimize gölge düşüren bir reflekse Sayın Yıldırım’ın devlet emanetini teslim etmesi istendi.
Elbette ki mahkeme kadıya mülk değildir ama hiçbir kadı da devletlular tarafından bayram ağzı bu muameleye tabi tutulmamıştır.
Sayın Adalet Bakanı nasıl olur da bu ince ayrıntıyı gözden kaçırarak insanların bayramını buruklaştırabilir ki?
Sayın Bakanın ne acelesi vardı da bayrama bir gün kala böyle bir tasarrufta bulunarak koca bir şehri ve şehir dışındaki on binlerce Elazığlıyı üzebildi?
Önceki gün Sayın Bakan’ın bir konuşmasına denk gelmiştim de kendisi ile ilgili çıkan haberlere atfen şöyle diyordu: “ya herkes gibi bizim de çoluk çocuğumuz, annemiz babamız var onları üzmenin anlamı yok.”
İyi de Sayın Bakan sizin çoluk çocuğunuz ana babanız var da başkasının yok mu?
Sizinkilerin üzüntü halleri var da başkaları üzüntülü hallerinde göbek mi atıyor?
Yazının ana temasına gelince ilimizin anlı sanlı siyasetçileri, özellikle de Sayın her fırsatta Sayın Cumhurbaşkanıyla çektirdikleri fotoğraf karelerini yayımlayarak kamuoyunda kendilerinin güçlü olduğu algısı yaratmaya çalışanlar; böylesine değerli bir bürokratımıza neden sahip çıkmanızı sorgulamıyoruz da; bayram ağzı böyle bir tasarrufa vicdanınız nasıl el verdi demeden de geçemiyoruz?
Eskiler ile yeniler arasında çok fark var derken anlatmak istediğim tam da buydu.
Eskiler böyle bir durumda kendileri uyumaz, bakanı da uyutmazdı.
Hoş zaten bir bakan o milletvekillerinin haberi olmadan böyle bir refleks geliştirmeye cüret bile edemezdi.
“Günler torbaya mı girdi, üç günlük bayram tatilini nasıl şehir insanına zehir edersin?” diye hesap sorar o bakanın ağzından burnundan fitil fitil getirirdi.
Kaldı ki o dönemlerin bakanları da fildişi gibi bakanlardı ve Meclisten gelip bakanlık koltuğuna oturmuşlardı.
Şimdikiler gibi dışarıdan atamayla bakanlık yapanlardan değillerdi.
Hülasa kıymetli hemşehrimiz Sayın Enis Yavuz Yıldırım yapmış olduğu paylaşımda vakarını koruyarak: “emaneti teslim ettim” dese de bu konu şehir insanı olarak hepimizi derinden müteessir kılmıştır.
Gecenin bu saatinde bu konuyla ilgili klavyenin tuşlarına hırsla basıyorsam üzüntümüzdendir. (02.15)
Yanlış anlaşılmasın; Sayın Yıldırım’ın görevden alınması değil zamanlaması hepimizi üzmüştür.
Zira kendileri de devlet terbiyesini ailesinden almış, devlet işleyişinin nasıl olduğunu da çok iyi bilen kıymetli bir bürokrattır.
Sayın Cumhurbaşkanının Sayın Yıldırım’a olan güven ve itimadını yakından bilen biri olarak farklı ve daha önemli mevkilerde değerlendireceğini umut ediyorum.