MİLLİ YOL PARTİSİ SİVAS İL BAŞKANLIĞININ 25 MART 2026 BASIN AÇIKLAMASI
Yazılı ve görsel basınımızın güzide temsilcileri ve Asil Türk Milleti;
Liderimiz Muhsin YAZICIOĞLU ve yol arkadaşları Erhan ÜSTÜNDAĞ, Yüksel YANCI, Murat ÇETİNKAYA, İsmail GÜNEŞ ve Kaya İSTEKTEPE, 25 Mart 2009 Tarihinde organize bir şekilde planlanmış, alçak bir suikast sonucu Rahmet-i Rahman'a kavuşmuşlardır. O kara günü bugün olmuş gibi hâlâ elem, keder ve dehşetle hatırlamaktayız. Acımız taze, yüreklerimiz kanamaya devam etmektedir.
Değerli basın mensupları ve Büyük Türk milleti! Konuyla alakalı;
2009 tarihli BTK Teknik Analiz Belgeleri,
2012 tarihli Cumhurbaşkanlığı DDK Raporu,
2015 tarihli Adli Tıp Kurumu İnceleme Raporu,
2015 tarihli TBMM Araştırma Komisyonu Tutanakları ile 25 Mart 2009 tarihinden bu yana ulusal basınımızın konuyla ilgili arşivleri ve avukatların beyanları incelendiğinde;
Çağlayancerit'ten Yerköy'e giden helikopterin, düşmesine neden olan türbülansı oluşturan 3 adet jetin ve pilotlarının tespit edildiği ve bu jetlerin daha sonraki yıllarda farklı zaman ve farklı yerlerde düştüğü bilinmektedir. Bu jetler düşmeden gerekli tahkikat yapılmış mıydı? Helikopterin düşme anında bölgedeki bütün radarların 4 dakika 37 saniye devre dışı kalması, daha sonrasında radar ham verilerinin bulunduğu ve bu verilerin bulunduğu hard diskin tutanakla imha edilmiş olduğu gerçeği tesadüf müdür?
Helikopterin düşürülmek istendiği ama düşürülemediği lakin sert iniş yaptığı aşikârdır. Bu tespiti helikopter kabininin parçalanmamış bir bütün halde bulunması ve İsmail Güneş’in telefonda helikopterin içindeyim beyanı da doğrulamaktadır. Yapılan otopsilerde Muhsin Başkanın ve dava arkadaşlarımızın olay anında değil, olayı takip eden saatlerde öldükleri, vücutlarında helikopterin düşmesiyle bağdaşmayan birtakım izlerin ve kırıkların bulunduğu, kanlarında olması gerektiğinden çok fazla karbonmonoksit gazının bulunduğu adli tıp raporlarıyla sabittir.
Olay anından çok kısa bir süre sonra helikopterin düştüğü yer tespit edilmişken arama kurtarma faaliyetlerini başka bölgelere yönlendirenler kim ya da kimlerdi? Arama kurtarma sürerken, kolluk kuvvetleri tarafından olay yerine gitmek isteyen siviller ve yerel halk neden engellenmişti? O gün orada o görevi yapan kolluk kuvvetlerini kim komuta ediyordu?
Olayın hemen sonrasında olay yerine başka bir helikopterin inmeye çalıştığı ve pervanesini dağa çarparak kırıma uğradığı bilinmektedir. Kırıma uğrayan helikopter için olay yerine 2 saat sonra 2 farklı helikopterin daha gittiği, bunların da 2 saat olay yerinde kalıp havalandıkları; birinin Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ndeki İngiliz Üssü'ne gittiği, diğerinin ise Erhaç'a yöneldiği bilinmektedir. Zira İsmail Güneş’in 112 personeliyle yaptığı telefon görüşmelerinde "Bunlar da kim?" sözleri milletimizin hâlâ kulaklarında ve hafızalarındadır. Ayrıca delil niteliği taşıyan ve olayı aydınlatacak olan helikoptere ait GPS, ELT vb. birtakım parçaların söküldüğü ve yakıldığı da apaçık bir şekilde ortadadır.
Arama kurtarma faaliyetleri esnasında süreci akamete uğratacak hadiseler de yaşanmıştı. Birtakım istihbarat ve kamu görevlileri tarafından Muhsin Başkanın ve arkadaşlarının yaralı ama iyi oldukları, hastaneye götürüldükleri şeklindeki beyanları basına ne amaçla verdikleri titizlikle sorgulandı mı? Sorgulanıyor mu? 48 saat sonra bulunan helikopterin yerinin aslında düştükten 2 saat sonra tespit edildiği ve yetkililere bunun bildirildiği de bir gerçektir. Olayın başından beri yetkililere ve basına helikopteri gördüklerini ifade eden bir grup köylü vatandaşımızın, 3 gün sonra bütün engellemelere rağmen inisiyatif alarak helikoptere ulaştıkları da bir gerçek değil mi?
ŞİMDİ SORUYORUZ! Bütün bu gerçekler ve sorular ortada dururken 17 yıldır ana soruşturma davası neden açılmaz?
Değerli basın mensupları ve Büyük Türk milleti! 17 YILDIR KATILDIĞIMIZ MAHKEMELERDE ADALET ADINA NE GÖRDÜK?
17 yıldır birçok yargı mensubu konuya ilişkin dosyaları birbirine devretti durdu.
Davanın üstüne gitmek isteyen yargı mensuplarının tenzili rütbe ile cezalandırıldığını, davayı kapatmak isteyenlerin ise üst makamlarla ödüllendirildiğini gördük.
Yargıtay ilgili dairesinin verdiği cezalara ait, bilerek ve isteyerek zaman aşımına uğratılan dosyalar gördük.
Fidan Annenin dediği gibi; "Evlatlarım arasında en az Muhsin’i gördüm. Devlet çağırıyor, millet çağırıyor der giderdi. O devletini bir kere bekledi ama devlet gelmedi". Değişen bir şey yok Fidan Anne, 17 yıldır beklenen devlette adalet de gelmedi. 17 yıllık ilgisizlik, alakasızlık ve vurdumduymazlık yetmez mi? Bu alçak suikastla alakalı bütün dosyalar birleştirilmeli ve tek bir dosyada toplanmalıdır. Ana suikast davası bir an önce açılmalı ve gerçekler ortaya çıkarılmalıdır.
Değerli basın mensupları ve Büyük Türk milleti!
Bütün bunlara rağmen, halen bu hadiseye kaza diyebilen ve üstünü örtmeye çalışan bir güruh var maalesef. Her şeye ve herkese rağmen, gerçekler ortaya çıkıp hak tecelli edene dek bu suikastın peşini bırakmayacak, takipçisi olacağız.
Şehadetlerinin sene-i devriyesinde Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu'nu, dava arkadaşlarımız Erhan ÜSTÜNDAĞ'ı, Yüksel YANCI'yı, Murat ÇETİNKAYA'yı, gazeteci kardeşimiz İsmail GÜNEŞ'i ve Pilot Kaya İSTEKTEPE'yi bir kez daha rahmet, minnet ve hasretle anıyoruz. Makamları âli, mekanları cennet olsun.
Yüce Türk milletinin önünde ve Şehit Liderimizin manevi huzurunda bir kez daha söz veriyoruz. Yolun yolumuz, davan davamızdır. Akdimize halel getirmeyeceğiz.
Yüce Türk Milletine Saygılarımızla...
Zeki HARAL
Milli Yol Partisi Sivas İl Başkanı




